BAŞARI-Motivasyon ve zeka geliştirme teknikleri…

Ders çalışma stratejileri,sınav rehberlik…

ÖSS Şampiyonlarından Başarı Taktikleri

 

Prof. Dr. Falih KÖKSAL (Boğaziçi Ü. Psikoloji Böl. Başk.)

Başarı öykünüzü anlatır mısınız? Hangi zorlukları aşarak bu seviyeye kadar geldiniz?

Ben Devlet lisesi mezunuyum. Samsun 19 Mayıs Lisesi’ni bitirdim. Sonra İngiltere’ye gittim bir süre. Oradan transferle Boğaziçi Üniversitesi’nin Ekonomi Bölümü’ne geldim. Daha sonra Politika okudum ve en sonunda Psikoloji Bölümü’ne geçtim. Bölümden mezuniyetin ardından Boğaziçi’nde Psikoloji Bölümü’nde, Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansımı tamamladım. Doktoramı yine Klinik Psikoloji alanında İngiltere’de yaptım. 1987 yılı sonunda tekrar Boğaziçi Üniversitesi’ne geldim, o yıldan beri de buradayım.

Lise sonrasında ilk olarak Psikoloji dışında bir bölüme girdiğinizi söylediniz. Psikolojiye ilginiz daha sonra mı ortaya çıktı?

Ben liseyi zor bitirdim. Lisedeyken benim öğretmenim olanlar, şu an Boğaziçi’nde profesör olduğumu duysalar inanmazlar. Maalesef okuduğum liseyi, beni bilime, araştırmaya yaklaştıran bir yer olarak görmüyorum. Türkiye’deki eğitim sisteminin, öğrencilere özgürce düşünme ve soru sorma imkanını vermesini isterdim. Şimdi zaman zaman düşünüyorum da bilime oldukça meraklı bir çocukmuşum ortaokuldayken. Bir gün oturup teleskop yapmıştım.

İngiltere’ye şahsi çabanızla mı gittiniz?

Şöyle oldu: Liseyi bitirdiğimde bende Türkiye’yi tanımadığım kanaati oluştu. Türkiye’yi tanımak istiyordum. 1976’da aileme “Ben Erzurum’a gideceğim.” dedim. Zaten o zamanlar çok fazla üniversite de yoktu ve üniversite ortamı çok karışıktı. Annem – babam ilk başta karşı çıktı. Sonuçta yazdım ve gittim Erzurum’a. Ama okul, olaylar nedeniyle açıldı – kapandı; ailem bundan çok rahatsız oldu. Birgün Samsun’a geldiğimde “Sen İngiltere’ye git, biz bu şekilde rahat edemeyeceğiz.” dediler. İngiltere’de, öğrenmenin, bilimin aslında ne kadar güzel olduğunu gördüm. Oradayken bütün boş vakitlerimde kitap okudum. Tabi okumaya açlık da vardı. Çünkü çocukluğumda bir şeyler aramışım, ama bulamamışım; ne aradığımı da bilmiyordum. Orada ortam buldum. Arkeolojiden, antropolojiden tutun da politikaya kadar çok farklı alanlarda kitaplar okudum. O zaman eğitimin, okumanın zevkine vardım. Hem zevk aldım hem de kendimi geliştirdim. Oradaki eğitim ortamı ve hocaların araştırmaya yönelten tutumları beni olumlu etkiledi.

Biz hazırcı bir toplumuz. Kitapta olan şeyleri genelde olduğu gibi kullanıyoruz. Halbuki dışarıdan veri alarak, gözlem yaparak, hipotez test edip ondan sonra onlar üzerinde çalışmamız lazım. Okumak için kafamızda ilk önce soru olması şart. Bence okumanın mantığında, kafamdaki bu soruya kimler nasıl cevap vermiş düşüncesi yatar. Bir yandan okuyacağım, bir yandan da veri toplamaya, gözlem yapmaya devam edeceğim. İkisini birleştirdiğimiz zaman sağlıklı bilgiyi elde etmiş oluruz. Türkiye’deki eğitim maalesef tamamen ezbere dayalı. Gerçi uygulanan sınav sistemi de bunu kamçılıyor. Öğrencilerin özgürce düşünüp soru sorması lazım. Öğrenciler bundan korkuyor.

Dediniz ki üniversitede politika okurken psikolojiye merak saldım. Bu merak duygusunun temelinde ne vardı?

Türkiye’de herkes politikayla uğraşıyor. Politikayla ilgilenirken, Marks’ı, Rousseau’yi okurken bir şey fark ettim; benim istediğim açıklamaları onlar yapmıyorlar. Bir politik sistem kuruyorlar. Politik sistem demek insanların rahat yaşayacağı, mutlu olacağı ortamı oluşturmak demek. Bu ortamın oluşturulması için ilk önce insanın tanınması gerekiyor. Mesela Marks diyor ki: “İnsan aslında nötrdür. Kapitalist sistem insanı vahşileştirir, acımasız yapar.” Hobbes de insanın, özünde vahşi olduğunu söylüyor. Ama insan gerçekten öyle mi? Siz eğer bir sistem kuruyorsanız, insanı iyice tanımadan o sistemi çalıştıramazsınız. Hatta Freud, kitaplarından birinde Sovyetlere atıfta bulunarak “Dünyanın bir yerinde büyük bir deney yapılıyor. Bakalım sonucu ne çıkacak?” der. Onu bir deney olarak düşünür. Bence insanı tanımadan, onu analiz etmeden doğru bir politik teori oluşturamazsınız. Yani politik teoriler ve açıklamalar bana yeterli gelmedi. Hepsi insan yapısı üzerine bir varsayımla hareket ediyorlar. “İnsan şudur, o nedenle ona en uygun olan şu sistemi savunuyorum.” diyor. Ama insan onun anladığı nitelikte değilse, sistem olduğu gibi çöküyor. 1979’lı yıllarda aklımda çok soru vardı. O zamanlar Hume’nin “İnsan Yapısı”nı çalışıyordum. Orada ilgimi çekti ve Psikoloji üzerine kitaplar okumaya ağırlık verdim.

Mesleğinizde mutlu musunuz?

Bu soruya hem “Evet” hem de “Hayır” diyebilirim. Ben akademisyen olup laboratuvarda çalışmalar yapmak istiyordum. Şu an kafamda bir yığın proje var. Bir şeyler yazıyorum, çiziyorum; ama dersler vaktimi çok fazla alıyor. Buranın haricinde vakıf üniversitesinde de ders veriyorum. İyi ki de veriyorum, yoksa maddi açıdan çok ciddi problemlerle karşılaşabilirdim. Kendimi, sürekli ders veren bir insan olarak düşünmemiştim. Böyle olacağını bilseydim akademisyenliği seçmezdim. Akademisyenlik isteyen öğrencilere şunu söylüyorum: “Eğer vakıf üniversitesinde çalışmayacaksanız, sizi destekleyecek yeterli maddi gücünüz var mı? Bu soruya hayır diyorsanız bence akademisyenliği seçmeyin, yoksa mutsuz olursunuz.” diyorum. Maddi açıdan kafanız rahat değilse, “Nerede ders versem, nasıl para kazansam?” diye düşünüyorsanız, hakkını vererek bu işi yapamazsınız. Hele İstanbul ortamında çok daha zor.

Akademisyenliğin çok iyi tarafları da var. Özgür olma bunlardan biri. İstediğiniz konuyu çalışabiliyorsunuz. Türkiye’de akademisyenliğin şöyle bir avantajı var: Amerika’da herkes yayın çıkartmaya gayret ediyor. Yoksa işe devam edemiyor. Yayın yapma baskısı yüzünden, bazen istedikleri alanda çalışamıyorlar. Bizde o baskı yok. Ne istersek onu çalışabiliyoruz.

Psikoloji Bölümü’nü bitiren öğrenciler, akademisyenliğin dışında hangi alanlarda çalışabilirler?

Türkiye’de Klinik Psikoloğu olmak için, psikoloji bölümünü bitirdikten sonra master yapmak lazım. Şu an bir kanun yok, ama çıkma aşamasında. Yani artık master yapanlar Klinik Psikolog olabilecekler. Master bittikten sonra mezunlar, özel olarak çalışabilecekleri gibi, hastanede de görev alabilirler. Bunun dışında Sosyal Psikologlar değişik işletmelerde çalışabiliyorlar. Personel seçiminde, reklam şirketlerinde araştırmacı olarak çalışma olanağına sahipler.

Psikoloji Bölümü’nü seçecek olan öğrenciler hangi nitelikleri taşırlarsa daha başarılı olurlar?

Benim için böyle bir kategori yok. Soru soran, araştırma yapısına ve kapasitesine sahip herkes bu işi yapabilir. Ben herkesin bu yapıya ve kapasiteye sahip olduğunu düşünüyorum.

Sizce psikoloji gelecek vaat eden bir alan mı?

İnsanın olduğu her yerde psikoloji var. İnsanların mutluluğunu biraz daha artırmak, sorunlarını azaltmak, iş ortamında daha rahat ve daha verimli çalışmalarını istiyorsak, psikolojinin verilerinden yararlanmak zorundayız.

Sizin geleceğe ait şahsi hedefleriniz neler?

Burada laboratuvar kurduk. Bu laboratuvarda bir seri deney yapılıyor. Bu deneylerin yanı sıra, ortam olursa eğitimle uğraşmak istiyorum.

Geçmişe dönüp baktığınızda “Keşke şunu da yapsaydım.” ya da “Keşke şunu da yapmasaydım.” dediğiniz anlar oluyor mu?

Keşke geçmişte biraz daha fazla gözlem yapmış olabilseydim. Doğayla daha fazla iç içe olmak isterdim. Boş vakitlerimde iki şeyle uğraşıyorum; amatör olarak meteorolojiyle ve bitkilerle. Çok daha önceden başlamış olsaydım, bu konularda daha fazla bilgim olurdu. Bence insan tek boyutlu olmamalı. Hobiler insanı hem rahatlatıyor hem de yeni şeyler öğretiyor. Bu sayede hayata başka açılardan da bakabiliyorsunuz.

Sizce başarının nirengi noktaları neler? Son olarak gençlere neler tavsiye edersiniz?

Bence başarının nirengi noktalarından biri yaptığın işten zevk almak. Ben, zevk almayı odağa koyuyorum. İnsan çikolata yiyerek de, sinemaya giderek de zevk alabilir. Kast ettiğim zevk bu değil. Odağa koyduğum zevk, hem sizin bir şey öğrenmeniz hem de etrafınıza bir şey vermeniz temeline dayalı.

Yapılan her hareket kişiye zaman ve enerji harcatır. Bize zevk veren hareketlerde, bizler, bu harcanan zaman ve enerjiyi pek düşünmeyiz. Bence kendimizi öyle eğitmeliyiz ki, bize zevk veren hareketler aynı zamanda kendimizi ve evreni daha iyi anlamamıza yardım etmeli ve bu hareketlerin çevremize olumlu bir etkisi olmalı. Eğitimin gerçek amacının bu olduğunu düşünüyorum.

Öğrencilerin hayatta bol gözlem yaparak, çevreden veri toplayarak hipotez oluşturmayı bir zevk haline getirmelerini isterim. Bilimden zevk alırlarsa öğrenmeleri çok kolay olur. Bunun dışında başarının bir başka önemli dayanağı da disiplinli çalışma. Yapılan işten zevk alma ve disiplinli çalışma bütünleştiğinde zannedersem başarı ve mutluluk gelir.

Mart 8, 2007 - Yazan: basarmak | *(KİŞİSEL GELİŞİM)* | | 1 Yorum

1 Yorum »

  1. ya bende klinik psikoloğu olmak iztiyoruum hemde çok

    Yorum�Yorumlar yazan: karamel | Nisan 11, 2007