ÖSS-OKS Sınavını Kazanma Yolları!!!
KENDİNİZİ DERS ÇALIŞMAYA NASIL KONSANTRE EDEBİLİRSİNİZ?
DERS ÇALIŞMAYA BAŞLARKEN:
Günümüzde, başarıya giden yolda “çok çalışmak” yerini “etkili çalışma”ya bırakmıştır. “Etkili çalışmak”; zamanı; belirlenmiş amaçlar ve saptanmış öncelikler doğrultusunda programlı olarak kullanmaktır. Bunu becerebilenler için dinlenmeye, eğlenmeye, hobilere daima yer vardır.
Ders çalışmaya başlamanızı engelleyecek veya geciktirecek bahaneleriniz varsa, bunlardan uzaklaşmalısınız.
Verimli, etkili çalışabilmek için kendinize ait bir sebebiniz muhakkak olmalı, aksi taktirde çalışmaya başlamanız güçleşir.
Siz de aşağıdaki durumları sıkça yaşayan nice öğrenciden biriyseniz eminiz sizin de ders çalışma planlarınız sürekli bozulmaktadır.
> Amaçlarınız net değildir.
> Bilgi eksikleriniz devam ediyordur.
> Özel durumlarınızla uğraşmak daha fazla vaktinizi alıyordur.
> Düzenli ve disiplinli ders çalışma alışkanlığınız yoktur.
> Çalışmaya karşı isteğiniz yoktur ve çalışmaya başlamayı sürekli erteliyorsunuzdur.
- Bu noktada, amacını açık ve net bir şekilde tanımlayan öğrenci buna inanmalı, buna uygun programları düzenleyebilmelidir.
Derse başlamak ve bitirmek için belirli bir zaman yoktur; çalışma plânınızı, o günün derslerine, koşullarına ve ihtiyaçlarınıza göre arttırabilir veya azaltabilirsiniz.
Çalışma sürelerinin uzunluğu derslerin özelliklerine göre düzenlenmeli, aradaki dinlenmeler, ne çok uzun ne de çok kısa olmalıdır.
Plan, ani olarak ortaya çıkabilecek durumlarda, çalışmanın değişik saatlere kaydırılmasına olanak verebilecek şekilde yapılmalıdır.
Hangi dersin hangi konusunda nasıl bir çalışma yöntemi izleyeceğinizi açıkça belirleyin, öğrenmek için konu çalışmaya mı, konudaki bilgilerinizi hatırlamak için tekrar yapmaya mı ya da pekiştirmek ve hız kazanmak için test çözmeye mi ihtiyacınız var? Bunu önceden planlayarak çalışma masanızın başına geçin.
BAŞARIYA GİDEN YOLDA!
Öğrencinin çalışmak için kendisine ait bir sebebi yoksa verimli çalışması, dolayısıyla başarılı olması mümkün değildir.
Başarılı olabilmek için amaçlarınızı net bir şekilde belirleyip tanımlayın.
Amaçlar; motivasyon için temel oluşturur ve davranışı belirler.
Ancak birinci derecede önemli birden fazla amacı bir arada gerçekleştirmek mümkün değildir, bu yüzden amaçların önem sırasına konması önemlidir.
Amacını belirleyin kişi, buna ulaşacağına inanarak çalışmalıdır. Unutulmamalıdır ki, amaçların gerçekleşebilir olması için kişi; güçlerinin, niteliklerinin ve yeteneklerinin sınırını bilmeli, sahip olduğu imkânlardan haberdar olmalıdır.
Başarılı kişilerin önlerinde hedefleri, amaçları vardır, bu yüzdendir ki; bu kişiler, hayıflanmak veya koşullardan şikâyet etmek yerine, önlerindeki problemi nasıl çözebilecekleri üzerinde yoğunlaşırlar.
Amaçlarınızı önem sırasına göre ayırmakta zorluk çekiyorsanız, gerçekleştirme zamanına göre üçe ayırabilirsiniz. “Uzun Vadeli” amaçlarınızı hayat amaçlarınız, “Orta Vadeli” amaçlarınızı bir yılda gerçekleştirmek istedikleriniz, “Yakın Vadeli” amaçlarınızı da günlük veya haftalık olarak belirleyeceğiniz, orta ve uzun vadeli amaçlarınızı gerçekleştirmenizi sağlayacak etkinliklere göre planlamalısınız.
Çalışma amacınızı belirledikten ve bunun için karar verdikten sonra, önemli olacak diğer bir etken ders çalışırken konu üzerinde “DİKKATİ TOPLAYABİLMEKTİR”.
* Konsantrasyon olmadan öğrenme sağlanamaz.
* Konsantrasyonun sağlanabilmesi, zihinsel bir çaba gerektirir.
Öğrencinin dikkatini konu üzerinde toplamadan ders çalışmada direnmesi, boşuna zaman yitirmekten başka birşey değildir. Dikkat alıştırmalarla kazanılan ve geliştirilebilen bir alışkanlıktır yani doğuştan değildir.
Dikkatinizi toplayabilmek için:
* Çalışma amacınızı saptayın,
* Çalışma için karar verin,
* Çalışacağınız konuyu merak duyabileceğiniz ilginizi çekebilecek bir forma dönüştürün,
* Fiziksel çevreyi düzenleyin,
* Planlı ve sistemli ders çalışın,
* Çalışmada çeşitlilik sağlayın,
* Kendinize güvenin ve olumlu düşünün.
Dikkati toplayabilmek için unutulmaması gereken bir başka noktada, çalışmaya geçmeden önce vücut ve zihnin yeterince dinlenmiş olması gerektiğidir.
KENDİNİZİ DERS ÇALIŞMAYA NASIL KONSANTRE EDEBİLİRSİNİZ?
Kendisini motive etmekte güçlük çeken öğrenciler, genellikle ders dinlemeye, derse katılmaya ve ders çalışmaya konsantre olmakta da güçlük çekerler. Bu durumda öncelikle motivasyon problemi üzerinde çalışılmalıdır. Motivasyon eksikliğinin nedenleri araştırılmalıdır.
Temel ve üst düzey ihtiyaçlar gözden geçirilmeli ve motivasyon eksikliğinin bu temel ihtiyaçlarla bir ilişkisinin olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır. Eğer motivasyon eksikliği, temel fiziksel ve ruhsal ihtiyaçların (açlık, susuzluk, barınmak, güvenlik, huzurlu bir ortam… vb.) eksikliğinden kaynaklanıyorsa, öncelikle bu ihtiyaçların yeterli düzeyde karşılanması yoluna gidilmelidir. Eğer üst düzey ihtiyaçların (sevilmek, beğenilmek, kendini gerçekleştirmek, estetik ve sanatsal etkinlikler… vb.) eksikliği konusunda bir sıkıntı varsa yine bu ihtiyaçların sistemli ve adım adım karşılanması gerekir. Çünkü bunlar motivasyon için önemli bir itici güçtür.
İhtiyaçlardan sonra üzerinde durulması gereken diğer bir nokta öğrencinin öğrenmeye karşı tutumudur.
Bazen öğrenciler yeterli motivasyonları olmakla birlikte derslere konsantre olamadıklarını söylerler. Bu durumda konsantrasyon güçlüğüne yol açan nedenler belirlenmeli ve bunların çözümüne yönelik önlemler alınmalıdır.
Konsantrasyon bozukluğuna çeşitli içsel ve dışsal etkenler yol açabilir. Dışsal etkenler çoğunlukla çevresel ortamın uygun olmamasından kaynaklanır. İçsel etkenler ise kişinin duygusal sosyal ve fiziksel durumu ile ilgilidir.
Neden ne olursa olsun konsantrasyon bozukluğu ya da eksikliği konusunda alınabilecek önlemler vardır. Bu önlemler her kişi ve durum için geçerli olmayabilir. Ancak öğrenci kendi özelliklerini ve konsantrasyon eksikliğine yol açan nedenleri göz önüne alarak aşağıda sunulan önerilerden yararlanabilir.
KONSANTRASYONU ARTTIRMAK İÇİN ÖNERİLER :
* Ders çalışmaya başlamadan önce kısa bir süre dinlenin.
* Ders çalışırken kısa süreli aralar verin. Yaklaşık olarak 1 saat (dikkatinizi sürdürebilme gücünüze
göre) ders çalıştıktan sonra çalışmaya devam etmeniz gerekiyorsa 10 – 15 dakika ara verin ve
ders dışında birşeyler yapın.
* Dikkat toplama egzersizleri yapın. Ders çalışırken belirli bir ara verme noktasına geldiğiniz zaman,
ayağa kalkıp birkaç adım odanın içinde yürüyün, odanızın camını açıp odanızı havalandırın,
gerinin ve birkaç derin nefes alın. Bu egzersizlerden sonra ders çalışmaya hemen geri dönün.
* Çalışmanızda çeşitliliğe yer verin. Uzun saatler boyu tek bir etkinlik ya da ders üzerinde çalışmak
yerine, bu zamanı bloklar halinde değişik derslere ve konulara ayırın.
* Varsa derse karşı olumsuz tutumun nedenlerini araştırın ve bu tutumu değiştirin.
* Önce kısa bir süre içinde bitirilebilecek olan ödevleri bitirmeye gayret edin.
* Çalıştığınız konu ile ilgili ilginç ve değişik örnekler bularak konuyu ilginizi çekecek bir forma
dönüştürün.
* İyi bir çalışma ortamı oluşturun. Dikkatinizi dağıtan nesneleri odanızdan çıkarın ya da ders
çalışırken göremeyeceğiniz bir bölüme alın.
Her çalışma öncesi bir konuyu bitirmeyi hedefleyin ve o hedefe ulaşmaya çalışın.
AKTİF OKUMA BECERİLERİNİ NASIL KAZANABİLİRSİNİZ?
Birçok öğrenci, bir metni birkaç defa okuduğu halde anlamadığından şikayet eder. Bu öğrenciler, genellikle metindeki kimi sözcükleri gözleriyle takip ederek okuduklarında, kendiliğinden bir anlam oluşacağını düşünürler. Bu tür okuyuculara “pasif okuyucu” denir.
Anlamlı okuma, zihnin sürekli ve aktif olarak bu sürece katılmasını gerektirir. Dinlemede olduğu gibi, sadece duymak anlamayı garanti etmez.
Hem okuma hem de dinleme sürecinde zihin daima aktif olmak zorundadır. Okumak karmaşık bir süreçtir ve okurken amaç yazılı sembollere anlam vermektir.
Yazılı sembollere anlam verebilmek için bazı önkoşullar bulunmaktadır.
Bunlardan ilki, metinde geçen sözcüklerin anlamlarını bilmektir. Eğer okunan bir metinde anlamını bilmediğimiz çok fazla kelime varsa o metni anlamamız güçleşir. Anlamı bilinmeyen kelimeler için öncelikle sözlüğe bakmak herkes için bilinen bir yoldur. Ancak sık sık sözlüğe bakmak okuma hızını yavaşlatır ve okumayı zevksiz hale getirir. Bilinmeyen bir kelimeyi, geçtiği cümle içinde değerlendirerek anlamını tahmin etmek mümkündür.
Diğer bir yol ise, kelimenin yapısal analizini yapmaktır.
Dilimizde aynı kökten türetilmiş bir çok kelime vardır. Anlamı bilinmeyen kelimenin kökü bulunduğunda, ön ve son eklerin ve kelimenin geçtiği cümle ya da paragrafın anlamı da dikkate alınarak o kelimeden bir anlam çıkarmak çoğu zaman mümkündür.
Yazılı sembollere anlam verirken dikkate alınması gereken diğer bir yol ise, bir çok faktörden etkilenen anlama sürecidir. Bu süreç okuyucunun geçmiş deneyimlerinden, dili kullanma yeteneğinden, bilinmeyen kelimeleri anlamlandırma yeteneğinden ve okuma amacından etkilenir.
Gerçekte okuma süreci şöyle işler:
Yazılı bir metindeki sembolleri gözlerimiz aracılığıyla algılarız.
Bu semboller doğrudan beynimize gider. Bu arada uzun süreli hafızamız devreye girerek beyne gelen bu yeni kelimelerin anlamlarını tarar. Eğer uzun süreli hafızada bu kelimelerin anlamları varsa, bu anlamlar çerçevesinde okunan sembollere anlamlar verilir. Bunun için okuma sürecinde geçmiş bilgi ve deneyimlerin çok büyük önemi vardır.
Yeni öğrenilenlerin daha önce öğrenilen bilgilerle benzer ve farklı olan yönleri tartışılabilir. Yanısıra neden – sonuç ilişkileri üzerinde durularak yeni öğrenilen bilgilerin anlamlı hale getirilmesi mümkün olabilir.
ÖĞRENDİKLERİNİZİ BEYNİNİZDE NASIL SAKLAYABİLİRSİNİZ?
Çalıştığınız bilgilerin, uzun süreli hafızanıza kaydedilmesi için mutlaka tekrar yapmanız gerekir.
Sistemli tekrarın en önemli özelliği öğrenme, düşünme ve hatırlama konusundaki birikim sağlayıcı etkisidir.
Sistemli tekrar yapmak öğrenmenin düşmanı olan unutmayı azaltır.
Zamandan kazanmak için her şeyin tekrarlanması yerine konunun gerekli olan kısımları tekrarlanmalıdır.
Bunun için dershanede derslerinize düzenli olarak devam edip, öğretmenlerinizin üzerinde çokça durdukları konuları sistemli olarak tekrar ediniz.
Bu öğrendiklerinizin kalıcı olabilmesi açısından önemli olacaktır. Bunu daha da kolaylaştırabilmek için kendinize bir plan ve sistem çıkartabilirsiniz. Hangi günler hangi konuların çalışılacağı, tekrarlanacağı veya test çözüleceği belirlenebilir.
Planınızı o günkü veya ertesi günkü derslerinize veya sınavlarınıza özellikle ölçme ve ÖSS deneme sınavlarınıza göre ayarlayabilirsiniz.
Konuları tekrar ederken bilgilerin arasında anlamlı bağlar kurabilir, konunun ilginç yönlerini araştırabilir, konu üzerinden semboller çıkartarak kodlayabilir veya gözünüzde canlandırabilirsiniz. Konular arasında mantıksal çıkarımlarda bulunarak veya neden – sonuç ilişkileri kurarak çalıştıklarınızın daha kalıcı olmasını sağlayabilirsiniz.
ÖSS Şampiyonlarından Başarı Taktikleri
Prof. Dr. Falih KÖKSAL (Boğaziçi Ü. Psikoloji Böl. Başk.)
Başarı öykünüzü anlatır mısınız? Hangi zorlukları aşarak bu seviyeye kadar geldiniz?
Ben Devlet lisesi mezunuyum. Samsun 19 Mayıs Lisesi’ni bitirdim. Sonra İngiltere’ye gittim bir süre. Oradan transferle Boğaziçi Üniversitesi’nin Ekonomi Bölümü’ne geldim. Daha sonra Politika okudum ve en sonunda Psikoloji Bölümü’ne geçtim. Bölümden mezuniyetin ardından Boğaziçi’nde Psikoloji Bölümü’nde, Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansımı tamamladım. Doktoramı yine Klinik Psikoloji alanında İngiltere’de yaptım. 1987 yılı sonunda tekrar Boğaziçi Üniversitesi’ne geldim, o yıldan beri de buradayım.
Lise sonrasında ilk olarak Psikoloji dışında bir bölüme girdiğinizi söylediniz. Psikolojiye ilginiz daha sonra mı ortaya çıktı?
Ben liseyi zor bitirdim. Lisedeyken benim öğretmenim olanlar, şu an Boğaziçi’nde profesör olduğumu duysalar inanmazlar. Maalesef okuduğum liseyi, beni bilime, araştırmaya yaklaştıran bir yer olarak görmüyorum. Türkiye’deki eğitim sisteminin, öğrencilere özgürce düşünme ve soru sorma imkanını vermesini isterdim. Şimdi zaman zaman düşünüyorum da bilime oldukça meraklı bir çocukmuşum ortaokuldayken. Bir gün oturup teleskop yapmıştım.
İngiltere’ye şahsi çabanızla mı gittiniz?
Şöyle oldu: Liseyi bitirdiğimde bende Türkiye’yi tanımadığım kanaati oluştu. Türkiye’yi tanımak istiyordum. 1976’da aileme “Ben Erzurum’a gideceğim.” dedim. Zaten o zamanlar çok fazla üniversite de yoktu ve üniversite ortamı çok karışıktı. Annem – babam ilk başta karşı çıktı. Sonuçta yazdım ve gittim Erzurum’a. Ama okul, olaylar nedeniyle açıldı – kapandı; ailem bundan çok rahatsız oldu. Birgün Samsun’a geldiğimde “Sen İngiltere’ye git, biz bu şekilde rahat edemeyeceğiz.” dediler. İngiltere’de, öğrenmenin, bilimin aslında ne kadar güzel olduğunu gördüm. Oradayken bütün boş vakitlerimde kitap okudum. Tabi okumaya açlık da vardı. Çünkü çocukluğumda bir şeyler aramışım, ama bulamamışım; ne aradığımı da bilmiyordum. Orada ortam buldum. Arkeolojiden, antropolojiden tutun da politikaya kadar çok farklı alanlarda kitaplar okudum. O zaman eğitimin, okumanın zevkine vardım. Hem zevk aldım hem de kendimi geliştirdim. Oradaki eğitim ortamı ve hocaların araştırmaya yönelten tutumları beni olumlu etkiledi.
Biz hazırcı bir toplumuz. Kitapta olan şeyleri genelde olduğu gibi kullanıyoruz. Halbuki dışarıdan veri alarak, gözlem yaparak, hipotez test edip ondan sonra onlar üzerinde çalışmamız lazım. Okumak için kafamızda ilk önce soru olması şart. Bence okumanın mantığında, kafamdaki bu soruya kimler nasıl cevap vermiş düşüncesi yatar. Bir yandan okuyacağım, bir yandan da veri toplamaya, gözlem yapmaya devam edeceğim. İkisini birleştirdiğimiz zaman sağlıklı bilgiyi elde etmiş oluruz. Türkiye’deki eğitim maalesef tamamen ezbere dayalı. Gerçi uygulanan sınav sistemi de bunu kamçılıyor. Öğrencilerin özgürce düşünüp soru sorması lazım. Öğrenciler bundan korkuyor.
Dediniz ki üniversitede politika okurken psikolojiye merak saldım. Bu merak duygusunun temelinde ne vardı?
Türkiye’de herkes politikayla uğraşıyor. Politikayla ilgilenirken, Marks’ı, Rousseau’yi okurken bir şey fark ettim; benim istediğim açıklamaları onlar yapmıyorlar. Bir politik sistem kuruyorlar. Politik sistem demek insanların rahat yaşayacağı, mutlu olacağı ortamı oluşturmak demek. Bu ortamın oluşturulması için ilk önce insanın tanınması gerekiyor. Mesela Marks diyor ki: “İnsan aslında nötrdür. Kapitalist sistem insanı vahşileştirir, acımasız yapar.” Hobbes de insanın, özünde vahşi olduğunu söylüyor. Ama insan gerçekten öyle mi? Siz eğer bir sistem kuruyorsanız, insanı iyice tanımadan o sistemi çalıştıramazsınız. Hatta Freud, kitaplarından birinde Sovyetlere atıfta bulunarak “Dünyanın bir yerinde büyük bir deney yapılıyor. Bakalım sonucu ne çıkacak?” der. Onu bir deney olarak düşünür. Bence insanı tanımadan, onu analiz etmeden doğru bir politik teori oluşturamazsınız. Yani politik teoriler ve açıklamalar bana yeterli gelmedi. Hepsi insan yapısı üzerine bir varsayımla hareket ediyorlar. “İnsan şudur, o nedenle ona en uygun olan şu sistemi savunuyorum.” diyor. Ama insan onun anladığı nitelikte değilse, sistem olduğu gibi çöküyor. 1979’lı yıllarda aklımda çok soru vardı. O zamanlar Hume’nin “İnsan Yapısı”nı çalışıyordum. Orada ilgimi çekti ve Psikoloji üzerine kitaplar okumaya ağırlık verdim.
Mesleğinizde mutlu musunuz?
Bu soruya hem “Evet” hem de “Hayır” diyebilirim. Ben akademisyen olup laboratuvarda çalışmalar yapmak istiyordum. Şu an kafamda bir yığın proje var. Bir şeyler yazıyorum, çiziyorum; ama dersler vaktimi çok fazla alıyor. Buranın haricinde vakıf üniversitesinde de ders veriyorum. İyi ki de veriyorum, yoksa maddi açıdan çok ciddi problemlerle karşılaşabilirdim. Kendimi, sürekli ders veren bir insan olarak düşünmemiştim. Böyle olacağını bilseydim akademisyenliği seçmezdim. Akademisyenlik isteyen öğrencilere şunu söylüyorum: “Eğer vakıf üniversitesinde çalışmayacaksanız, sizi destekleyecek yeterli maddi gücünüz var mı? Bu soruya hayır diyorsanız bence akademisyenliği seçmeyin, yoksa mutsuz olursunuz.” diyorum. Maddi açıdan kafanız rahat değilse, “Nerede ders versem, nasıl para kazansam?” diye düşünüyorsanız, hakkını vererek bu işi yapamazsınız. Hele İstanbul ortamında çok daha zor.
Akademisyenliğin çok iyi tarafları da var. Özgür olma bunlardan biri. İstediğiniz konuyu çalışabiliyorsunuz. Türkiye’de akademisyenliğin şöyle bir avantajı var: Amerika’da herkes yayın çıkartmaya gayret ediyor. Yoksa işe devam edemiyor. Yayın yapma baskısı yüzünden, bazen istedikleri alanda çalışamıyorlar. Bizde o baskı yok. Ne istersek onu çalışabiliyoruz.
Psikoloji Bölümü’nü bitiren öğrenciler, akademisyenliğin dışında hangi alanlarda çalışabilirler?
Türkiye’de Klinik Psikoloğu olmak için, psikoloji bölümünü bitirdikten sonra master yapmak lazım. Şu an bir kanun yok, ama çıkma aşamasında. Yani artık master yapanlar Klinik Psikolog olabilecekler. Master bittikten sonra mezunlar, özel olarak çalışabilecekleri gibi, hastanede de görev alabilirler. Bunun dışında Sosyal Psikologlar değişik işletmelerde çalışabiliyorlar. Personel seçiminde, reklam şirketlerinde araştırmacı olarak çalışma olanağına sahipler.
Psikoloji Bölümü’nü seçecek olan öğrenciler hangi nitelikleri taşırlarsa daha başarılı olurlar?
Benim için böyle bir kategori yok. Soru soran, araştırma yapısına ve kapasitesine sahip herkes bu işi yapabilir. Ben herkesin bu yapıya ve kapasiteye sahip olduğunu düşünüyorum.
Sizce psikoloji gelecek vaat eden bir alan mı?
İnsanın olduğu her yerde psikoloji var. İnsanların mutluluğunu biraz daha artırmak, sorunlarını azaltmak, iş ortamında daha rahat ve daha verimli çalışmalarını istiyorsak, psikolojinin verilerinden yararlanmak zorundayız.
Sizin geleceğe ait şahsi hedefleriniz neler?
Burada laboratuvar kurduk. Bu laboratuvarda bir seri deney yapılıyor. Bu deneylerin yanı sıra, ortam olursa eğitimle uğraşmak istiyorum.
Geçmişe dönüp baktığınızda “Keşke şunu da yapsaydım.” ya da “Keşke şunu da yapmasaydım.” dediğiniz anlar oluyor mu?
Keşke geçmişte biraz daha fazla gözlem yapmış olabilseydim. Doğayla daha fazla iç içe olmak isterdim. Boş vakitlerimde iki şeyle uğraşıyorum; amatör olarak meteorolojiyle ve bitkilerle. Çok daha önceden başlamış olsaydım, bu konularda daha fazla bilgim olurdu. Bence insan tek boyutlu olmamalı. Hobiler insanı hem rahatlatıyor hem de yeni şeyler öğretiyor. Bu sayede hayata başka açılardan da bakabiliyorsunuz.
Sizce başarının nirengi noktaları neler? Son olarak gençlere neler tavsiye edersiniz?
Bence başarının nirengi noktalarından biri yaptığın işten zevk almak. Ben, zevk almayı odağa koyuyorum. İnsan çikolata yiyerek de, sinemaya giderek de zevk alabilir. Kast ettiğim zevk bu değil. Odağa koyduğum zevk, hem sizin bir şey öğrenmeniz hem de etrafınıza bir şey vermeniz temeline dayalı.
Yapılan her hareket kişiye zaman ve enerji harcatır. Bize zevk veren hareketlerde, bizler, bu harcanan zaman ve enerjiyi pek düşünmeyiz. Bence kendimizi öyle eğitmeliyiz ki, bize zevk veren hareketler aynı zamanda kendimizi ve evreni daha iyi anlamamıza yardım etmeli ve bu hareketlerin çevremize olumlu bir etkisi olmalı. Eğitimin gerçek amacının bu olduğunu düşünüyorum.
Öğrencilerin hayatta bol gözlem yaparak, çevreden veri toplayarak hipotez oluşturmayı bir zevk haline getirmelerini isterim. Bilimden zevk alırlarsa öğrenmeleri çok kolay olur. Bunun dışında başarının bir başka önemli dayanağı da disiplinli çalışma. Yapılan işten zevk alma ve disiplinli çalışma bütünleştiğinde zannedersem başarı ve mutluluk gelir.
Kişisel Gelişim-Muhteşem Bir Kişilik!
|
HEDEFLER VE KİŞİSEL GELİŞİM |
|
Neden Kişisel Gelişim Hedefleri Koyulmalı? Çoğumuz iş ortamında çeşitli hedeflerle karşılaşıyoruz. Hedefler belli bir konuya konsantre olmamızı, belirlenen doğrultuda yoğun olarak çalışmamızı, başarı yolunda kendi kendimizi değerlendirebilmemizi sağlıyor. Hedefler, işverenin de çalışanları objektif olarak takdir etmelerini ve maaşları bu kriterlere göre ayarlamalarını sağlayan bir araçtır. Şirketlere birçok faydalar sağlayan hedef koyma işlemi, şirket dışındaki kişisel gelişimimiz için de koyulursa bize bir çok faydalar sağlamaktadır. Kişisel Hedef Koyma İşleminin Faydaları;
Hedef Koyma ve Koyulan Hedeflere Ulaşmak İçin Neler Yapılmalı? Başarı ani parlamalar şeklinde yapılan çalışmalarla değil, belli bir amaç için sürekli ve giderek artan çalışmalarla elde edilmektedir. Bunun anlamı şudur;
|


